Hoşgeldiniz

Bölümlerimiz

Laboratuvarlar

Parkmed Kadrosu

Aşılar

Anket

Polikliniğimizin hizmetlerinden memnun musunuz?
 

İstatistikler

mod_vvisit_counterBugün161
mod_vvisit_counterDün150
mod_vvisit_counterBu Hafta455
mod_vvisit_counterBu Ay3272
mod_vvisit_counterToplam60216
Şu anda 3 konuk çevrimiçi

news flash
 
Please update your Flash Player to view content.

Şeker Hastalğı (Diyabetes Mellitus)


Şeker Hastalığı (Diyabetes mellitus) ,vücudumuzda pankreasdan salgılanan insülin hormonunun hiç üretilememesi, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi veya üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. Sonuç olarak kişi yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).  Diyabetes Mellitus ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 2000 yılında tüm dünyada en az 171 milyon diyabetes mellitus hastası (toplam dünya nüfusunun %2,8’i) vardır. Tüm dünyada diyabetin görülme sıklığı artmaktadır ve 2030 yılında yaklaşık 330 milyon kişinin diyabet hastası olacağı tahmin edilmektedir.


Nedenleri ve başlangıç zamanına göre diyabetes mellitus iki tipe ayrılır:
1)Tip 1 Diyabetes mellitus çok genç yaşlarda başlar ve bu tip de pankreasdan üretilen insülin miktarı çok düşüktür ya da üretim tamamen durmuştur.
2)Tip 2 Diyabetes mellitus yetişkin yaşlarda başlar ve burada üretilen insülin gerektiği şekilde etki gösterememektedir.
Ayrıca yatkınlığı olan kişilerde, gebelikde üretilen bazı hormonlara ve metabolik yükdeki artışa bağlı olarak gebelik sırasında ortaya çıkan ve gestasyonel (gebelik) diyabet adı verilen bir diyabet çeşidi daha vardır. Bu tip diyabette kan şekeri hamilelik sonrasında genellikle normal değerine geri döner. Ancak bu kişilerin %40’ında sonraki 15 yıl içersinde tip 2 diyabetes mellitus gelişir.


Diyabetes mellitus hastalarında görülen şikâyetler şunlardır:
1)Çok ve sık idrara çıkma, gece sık idrar yapmak için uykudan uyanmak
2)Susama hissinde ve sıvı alımında aşırı artış
3)İştah artışı
4)Diğer: Ciltte kuruma, bulanık görme, halsizlik, yaraların geç iyileşmesi


Tip 1 diyabette ve özellikle çocuklarda bu belirtiler çok kısa süre içinde (haftalar ya da aylar) ortaya çıkabilir. Ancak, tip 2 diyabetin belirtileri genellikle çok daha uzun süre içinde gelişir ve bu belirtiler ya çok hafiftirler ya da hiç görünmezler. Tip 1 diyabet çok hızlı ve aşırı kilo kayıplarına (normal ya da fazla yemek tüketimine rağmen) ve hiç azalmayan yorgunluk hissine neden olabilir.

Bazen de özellikle tip 1 diyabetli hastalar diyabetik ketoasidoz denilen akut bir tabloyla da başvurabilirler. Diyabetik ketoasidozun belirtileri arasında hastaların nefesinde belirgin bir aseton kokusunun olması, çok hızlı ve derin soluma, sık idrara çıkma, bulantı, kusma ve karın ağrısı, çeşitli tiplerde mental (saldırganlık, mani, zihin karışıklığı, ya da halsizlik gibi) bozuklular sayılabilir. Şiddetli diyabetik ketoasidoz vakalarında tablo komaya doğru ilerleyebilir ve ölümle sonuçlanır. Diyabetik ketoasidoz tıbbi bir acil durumdur ve hastaların derhal hastaneye kaldırılmaları gerekir.

Daha nadir ancak en az diyabetik ketoasidoz kadar ciddi durum da özellikle tip 2 diyabetes mellitusda görülen Hiperglisemik Hiperozmolar Nonketotik Sendrom (HHNS)’dur. Ketoasidoz olmaksızın, aşırı hiperglisemi, ve aşırı su kaybı (dehidratasyon) ile karakterize bir sendromdur. Çeşitli tiplerde mental (saldırganlık, mani, zihin karışıklığı, ya da halsizlik gibi) bozuklular ve sıvı kaybı bulguları gelişir.

Diyabetes mellituslu hastaların büyük bir kısmında uzun süreli kan şekeri yüksekliğine bağlı olarak zararlar (komplikasyonlar) ortaya çıkar. Kan şekerinin uzun süre yüksek seyretmesi kan damarlarına zarar verir. Diyabette bu durumun yol açtığı sorunları tanımlamak için mikrovasküler hastalıklar (küçük damarlarda oluşan hasarlar sebebiyle oluşan) ve makrovasküler hastalıklar (daha büyük çaplı atardamarlarda oluşan hasarlar sebebiyle oluşan) tabirleri kullanılır.

Mikrovasküler komplikasyonlar:
1)Diyabetik retinopati: Diyabete bağlı olarak göz dibi damarlarının bozulmasıdır ve ciddi görme kaybı, körlüğe neden olur.
2)Diyabetik nöropati: Hissetme duyusunun normal olmaması ya da azalması, “eldiven-çorap” tarzı his dağılımı (hastalar giymedikleri halde ellerinde eldiven, ayaklarında çorap varmış gibi hissederler), ayaklardan başlayan ancak tüm sinirleri etkileyebilme potansiyeli olan, yaygın bir diyabet komplikasyonudur. Diyabetik nöropati, hasar görmüş damarlarla birlikte diyabetik ayak oluşumuna yol açabilir. Ayaklarda iyileşmeyen ve enfekte olabilen derin yaralar gelişebilir. Yine nöropati kas güçsüzlüğüne yol açabilir.
3)Diyabetik nefropati: Böbreği fonksiyon yapamaz hale gelmesine yol açabilen ileri böbrek hasarıdır. İlerlemiş vakalarda hemodiyaliz ve böbrek nakli gerekebilir. Diyabet gelişmiş ülkelerde en yaygın böbrek yetmezliği sebebidir.
4)Diyabetik kardiyomiyopati: Kalbin gevşeme fonksiyonunun bozulması ile karakterize hastalıkdır. İlerleyen vakalarda kalp yetmezliğine yol açabilir.

Makrovasküler komplikasyonlar:
Diyabete bağlı olarak gelişen ateroskleroz sonucu gelişirler. Bu hastalıklardan başlıcaları;
1)Koroner arter hastalığı: Kalp damarlarda ateroskleroz sonucu gelişen damar darlığıdır. Göğüs ağrısı ya da kalp krizine neden olur.
2)İnme: Beyin ve boyun damarlarında ateroskleroz nedeniyle oluşan daralma sonucu oluşur.
3)Periferik damar hastalığı: Kol ve bacaklarda oluşan ateroskleroz sonucu gelişen damar darlıklarıdır. Bacaklarda olursa yürürken kramplara neden olabilir. Yine tutulan kol ve bacakda ağrı, soğukluk, iyileşmeyen yaralar meydana gelir.
4)Diyabetik ayak: Diyabetik ayak, genellikle nöropati ve damarlarda oluşan hasarların birleşimi sonucunda oluşur. Bu durum ayak derisinde yaralar oluşmasına ve bu yaraların enfekte olmasına yol açar. İleri vakalarda doku nekrozu ve kangren görülebilir. Diyabetik ayak, gelişmiş ülkelerdeki yetişkinlerde travma (yaralanma] sonucu oluşmamış ampütasyonların (parmak ya da ayakların cerrahi olarak kesilip alınması) başlıca sorumlusudur.
5)Diyabetik ensefalopati: Diyabetik hastaların bilişsel yeteneklerinin azalmasına ve demans (bunama) riskinin artmasına neden olur.
Diyabetin uygun şekilde tedavi edilmesinin yanı sıra, kan basıncı kontolüne yeterince önem verilmesi ve hayat tarzının iyileştirilmesi (sigara içmemek ve kilo kontrolü yapmak gibi) bu kronik komplikasyonların pek çoğunun oluşturduğu riskleri azaltabilir.

Diyabet tanısı şikâyetlerle başvuran hastalarda ya da sıradan bir sağlık taraması sırasında açlık kan şekeri bakılması veya başka bir tıbbi test sırasında kan şekerinin yüksek bulunması ve yahut da hastanın diyabetin sebep olduğu bazı bozukluklardan yakınması ile yapılır. Bunlara örnek olarak, kalp krizi, inme, nöropati, yara iyileşmesinin gecikmesi ya da ayak yaraları, çeşitli görme bozuklukları, çeşitli mantar enfeksiyonları ya da aşırı kilolu ve hipoglisemili çocuk dünyaya getirmek sayılabilir.

Teşhisi aşağıdaki ölçütlere göre yapılır;
•    Açlık plazma glukoz seviyesinin 126 mg/dL ya da daha yüksek olması,
•    Oral glukoz tolerans testi (OGTT) sırasında ağızdan 75 g’lık glukoz yüklemesini takip eden iki saat sonunda plazma glukozunun 200 mg/dL ya da üzerinde olması
•    Hastanın hiperglisemi belirtileri göstermesi ve rastgele ölçülen plazma glukoz seviyesinin 200 mg/dL  ya da üzerinde olması

Açlık kan şekeri değeri 100 ile 125 mg/dL arasında olan hastalardaki durum “bozulmuş açlık glukozu” olarak tanımlanır. Ağızdan 75 g glukoz yüklemesini takip eden 2 saatin sonunda kan şekeri değerleri 200 mg/dL’yi geçmeyen ancak 140 mg/dL ya da üzerinde bir değere sahip olan hastaların ise “glukoz toleranslarının bozulduğu” kabul edilir. Bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı “gizli şeker” olarak da isimlendirilmektedir. Bu iki “prediyabetik” (diyabet öncesi) durumun ikisi de ama özellikle bozuk glukoz toleransı, hem diyabet oluşumu hem de çeşitli kardiyovasküler hastalıkların oluşması için ana risk faktörüdür.

Pek çok sağlık kuruluşu 40-50 yaş arasındaki kişilerin sürekli olarak, bu yaştan büyük kişilerin ise daha sık aralıklarla diyabet açısından taranmasını önermektedirler. Daha erken yaştaki taramalar, diyabet için risk faktörü (obezler, ailesinde diyabet hikâyesi olanlar ve çeşitli etnik kökenlerden gelen kişiler gibi) taşıyan bireyler için önerilmektedir. Diyabetin eşlik ettiği pek çok hastalık da tarama yapılmasını gerektirir. Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), yüksek kolesterol, koroner kalp hastalığı, geçirilmiş gestasyonel diyabet, polikistik over  sendromu, knonik pankreatit, yağlı karaciğer, hemokromatoz, kistik fibrozis, çeşitli mitokondrial nöropatiler ve miyopatiler, miyotonik distrofi vebazı kalıtsal hiperinsülinemi vakaları bu hastalıklara örnek olarak verilebilir. Uzun süreli ve yüksek dozda glukokortikoidler, bazı anti-kanser ilaçlar (özellikle L-asparajinaz), bazı antipsikotik ilaçlar (özellikle fenotiyazinler) gibi ilaçların kullanımı diyabet gelişme riskini arttırdığı için, bu ilaçları kullanan kişiler için de düzenli diyabet taraması önerilir. Tarama testleri koşullara ya da bölgesel politikalara göre değişiklik gösterebilir ve rastgele bir zamanda ölçülen kan şekeri, açlık kan şekeri, ağızdan 75 gr glukoz alımını takip eden 2 saat sonundaki kan şekeri değeri ölçülerek ya da yine glukoz yüklemesini takip eden ancak belirli zaman aralıklarında bir çok kez kan şekeri değerinin ölçülmesiyle yapılır.

Diyabet teşhisi konmuş kişiler ise diyabetin yol açtığı komplikasyonlar için düzenli aralıklarla test edilirler. Kendi kendine evde kan şekeri ölçümü yanında sağlık kuruluşunda açlık-tokluk kan şekeri, HbA1c ölçümü belli aralıklarla yapılmalıdır.  Yılda bir kere yapılan mikroalbüminüri için idrar testi ve retinopati için göz muayenesi uygulanmalıdır.

Diyabet kronik bir hastalıktır ve kesin bir tedavisi yoktur. Hem uzun vadede hem de kısa süre içerisinde ortaya çıkabilecek diyabete bağlı sorunlar için gereken tıbbi önem verilmelidir. Kan şekeri seviyesinin hem kısa hem de uzun süre içerisinde kabul edilebilir sınırlarda tutulabilmesi için hasta eğitiminin, diyet desteğinin, yeterli egzersizin ve hastanın kendi kan şekerini kontrol etmesinin olağanüstü önemi vardır. Amerikan Diyabet Birliği, ideal kilonun korunmasını, haftada en az 2,5 saat egzersiz yapılmasını (tempolu yürüyüş yapmak yeterli gibi görünmektedir) yağ alımının azaltılmasını ve lifli gıdalar tüketilmesini önermektedir.

Hastalığın dikkatlice kontrol edilmesi uzun sürede ortaya çıkan komplikasyon riskinin azaltılması için gereklidir. Bu hedefe teorik olak, diyet, egzersiz ve zayıflama (tip 2 diyabet), çeşitli antidiyabetik ilaçlar (sadece tip 2 diyabet) ve insulin tedavilerinin (tip 1 diyabet ve artık ağızdan alınan ilaçlara cevap vermeyen tip 2 diyabet hastalarında) kombinasyonları ile ulaşılabilir. Buna ek olarak, diyabete eşlik eden yüksek kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için, diyabetli hastaların egzersiz yapmak, az sigara tüketmek ya da daha iyisi hiç sigara kullanmamak, uygun besinlerle beslenmek, diyabetli hastalar için yapılmış özel çoraplar ve ayakkabılar kullanmak ve eğer gerekliyse kan basıncını düşürmek için çeşitli ilaçlar kullanmak gibi, hayat tarzlarında yapacakları değişiklikler ile kan basıncı ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmaları zorunludur.  Düzenli olarak egzersiz yapan, zayıflayan ve sağlıklı bir diyetle beslenen tip 2 diyabet hastalarının, hastalığın kendisini ya da hastalığın yol açtığı komplikasyonlardan bazılarını “duraklama” aşamasında tutabilecekleri gösterilmiştir. Hastanın sahip olduğu öteki sağlık sorunları diyabetin bu zararlı etkilerini daha da hızlandırır. Bunlara örnek olarak, sigara kullanımı, yüksek kolesterol seviyeleri, şişmanlık, yüksek kan basıncı (hipertansiyon) ve düzenli egzersiz yapılmaması sayılabilir. Yapılan bir çalışmaya göre, yüksek kan basıncı olan kadınlarda diyabetin ortaya çıkma olasılığı normal bireylerden üç kat fazladır.


Uzm.Dr. İrem ALTUNOLUK

Bu yazı 1285 kez görüntülenmiş..
 

top